Geçtiğimiz günlerde “2014’te yerel yönetimler, Cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimlerin birleştirilerek seçmenin önüne 3 sandık getirileceğini” yazmış ve yakında iktidar mücadelesinin başlayacağının altını çizmiştim. Ancak bu “iktidar savaşları” tahminimden erken başladı. Uludere katliamı ile başlayan bu süreç, kartopu gibi büyüyerek AK Parti hükümetinin üzerine doğru geliyor. Medyadan takip etmişsinizdir. Özel yetkili savcı, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı KCK ve PKK ile yaptığı görüşmelerden dolayı ifade vermeye çağırdı. Savcılar, sadece Başbakan’ın izniyle yargılanabilecek bir bürokratı, “özel yetki”lerini kullanarak sorgulamak istiyor. Suçlamalar ise çok ağır…
Yargının bu girişiminin ardından iktidarın cevabı gecikmedi. İstanbul Emniyeti’nde KCK operasyonunu yöneten iki emniyet müdürü görevlerinden alındı.
YARGI, PKK-DEVLET GÖRÜŞMESİNİN ÖNÜNÜ KAPATTI
Fidan’ın, MİT Müsteşarlığı görevine getirilmesine en büyük tepki İsrail’den gelmişti. Fidan’ı “İrancı” olmakla suçlayan MOSSAD’ın, açıklamaları medyada geniş yeralmıştı. Zaman Gazetesi ve bazı Taraf yazarları, Uludere katliamının sorumluluğunu MİT ve Hakan Fidan’ın üzerine yıkmaya çalışmış, ancak Erdoğan, özür dilememe pahasına müsteşarına sahip çıkmıştı.
Fidan’ın, Astsubaylıktan istifa ederek akademik kariyer yapması ve devletin en stratejik kurumunun başına geçmesi, MİT içerisinde de hazmedilmesi zor bir atama olarak görüldüğü de biliniyordu.
Hakan Fidan, çiçeği burnunda bir bürokrat ve Başbakan’ın çok güvendiği bir isim. Birilerinin Fidan’ın başını yemeye çalıştığı hissediliyordu ama bu kadar ileri gidileceğini sanırım kimse tahmin etmiyordu.
Başbakan’ın talimatıyla yaptığı görüşmeler nedeniyle bir bürokratın ifade vermeye çağrılması, çok açık bir şekilde yargının meydan okuması olarak yorumlandı.
Kamuoyu, yargının bu süpriz çıkışını “Gerekirse Erdoğan’a en yakın ismi bile yargılarız” mesajı olarak algıladı. Lafı hiç dolandırmaya gerek yok: Bu çok açık bir şekilde Hakan Fidan’ın değil, Başbakan’ın ifadeye çağırılmasıdır. Sorgulanmak istenen Hakan Fidan değil, Erdoğan’ın Kürt sorunu politikasıdır.
Fidan’a yönelik, MİT Müsteşarlığı koltuğuna oturduğu gün başlayan itibarsızlaştırma kampanyası, artık aleni bir hale geldi.
MİT Müşteşarı’nın ifadeye çağırılmasının önemli bir sonucu var:
Yargı, devletin, PKK ve sivil uzantısı KCK ile iletişim kurmasının önünü kapattı. Bu karardan sonra hiçbir devlet kurumunun eskisi kadar rahat bir şekilde PKK ile görüşmesi mümkün olmayacak. Hiçbir bürokrat artık bu konuda risk almak istemeyecektir. Terörle mücadele konusunda en geniş çerçevede hareket etmek mecburiyetinde olan MİT’in, artık manevra kabiliyeti de büyük ölçüde kısıtlanmıştır.
YARGI VESAYETİ DEVAM MI EDİYOR?
Taraf gazetesi, Hakan Fidan’ın ifadeye çağırılmasını “İki Devlet Çıktı Meydana” başlığını atarak özetlemiş. Çok değil bir ay önce, İlker Başbuğ’un tutuklanmasını, askeri ve yargısal vesayet sisteminin sonu olarak yorumlanmış ve devleti artık hükümetlerin yöneteceği söylemiştik. Demek ki yanılmışız.
Hala devleti temsil eden birden fazla gücün varlığından habersizmişiz…
Devletin bir kanadı Oslo’da PKK yetkilileri ve Öcalan’ın avukatları ile görüşerek Kürt sorununa siyasi bir zemin oluşturmaya çalışırken, diğer kanadı Öcalan’ın avukatlarını gözaltına alıyormuş.
Bu olay bize bir gerçeği daha öğretti: Tamamen gizlilik içerisinde faaliyet yürüten MİT’in başındaki bürokratın, savcılar karşısında yasal güvencelerden tamamen mahrum olduğunu anlamış olduk.
Kürt sorununun çözümünde devlet politikasını hayata geçiren bürokratın, savcılar tarafından çok ağır suçlamalarla ifadeye çağırılması, beraberinde akıllara birçok soru işareti getiriyor.
Hakan Fidan’ın itibarsızlaştırılmasına yönelik operasyonların Suriye’deki gelişmelerle, İsrail ile kötü giden ilişkilerimizle ya da Türkiye’de birçok aktörü bulunan iktidar savaşları ile bir ilgisi var mı? Bu hamlenin kimden geldiğini henüz bilmiyoruz. Başarılı olup olmayacağı ise siyasi iradenin yani Erdoğan’ın tavrına bağlı…