Küçült Büyüt
17 Mayıs 2012 Perşembe ANASAYFAM YAP FAVORİLERİME EKLE İLETİŞİM KÜNYE REKLAM ARŞİV
GÜNDEM SİYASET DÜNYA EKONOMİ SPOR YAŞAM MEDYA RÖPORTAJ EĞİTİM SAĞLIK KÜLTÜR TEKNOLOJİ SON DAKİKA FOTO GALERİ VİDEO

  ANA SAYFA  /  YAZARLAR 03.02.2012 Cuma - 09:35  
Anahtar, Bediüzzaman/da/dır
 Anahtar, Bediüzzaman/da/dır
Yusuf Kaplan



Tarihte, bir toplumun başına gelebilecek en büyük felâkete / semantik intihar'a biz maruz bırakıldık yalnızca: Dilimizin İslâmî muhtevasından arındırılarak, sekülerleştirilmesi cinayetidir bu: Medeniyet dilimizin, dünyamızın ve iddialarımızın yok edilmesi hâdisesi.

Yakın tarihimizde, özünü ve ruhunu Kur'ânî kavramların oluşturduğu medeniyet dilimizi devam ettirmeyi ve yeniden kurmayı başaran tek mütefekkir var: Bediüzzaman.

Bu günlerde, Bediüzzaman'ın Risaleler'inin dilinin -iyi niyetlerle de olsa- "sadeleştirilmesi" gibi bir başka "cinayet"e tanık oluyoruz. 6 yıl önce, bu sütunda yayımladığım ve Risaleler'in dilinin, geleceğimizin, bizim "medeniyet dili"miz üzerinden kurulmasında nasıl anahtar bir rol oynayacağını gösteren "Anahtar, Bediüzzaman/da/dır" başlıklı yazımı -bazı değişikliklerle- yeniden yayımlıyorum.

***

Çağımızda Müslümanların yetiştirdiği iki büyük düşünür var: Biri İkbal, diğeri Bediüzzaman. Ancak Bediüzzaman, İkbal'den daha büyük ve daha esaslı bir düşünürdür.

Bediüzzaman'ın popüler olması, esas itibariyle, iyi bir gelişme değildir. Bilakis, bu, asıl iyi gelişmelerin önünde bir engeldir. Çünkü bu, Bediüzzaman'ın anlaşılmasıyla değil, anlaşılamamasıyla, hatta yanlış anlaşılmasıyla sonuçlanacaktır.

Buradaki problem, Bediüzzaman'ın herkes gibi "okunması", dolayısıyla sıradanlaştırılması ve bitirilmesi tehlikesidir.

Bediüzzaman'ın, herkese söyleyeceği çok esaslı şeyler var; bu muhakkak. Ama muhakkik olmayan herkes üzerinden Bediüzzaman'ın bize söyleyeceği şey, söyleyebileceği şey olmayacaktır.

Bu nokta, önemli. Önemli çünkü Bediüzzaman'ın yazdıkları ve yaptıkları avâmî ve umûmî şeyler değildir. Elbette ki, umûmu da ilgilendiren; ama esaslı, köklü bir silkiniş, diriliş ve varoluş projesidir. O yüzden Bediüzzaman'ın asıl muhatapları havass'tır. Bediüzzaman, kitlelere yeterince ulaştırıldı zaten, ulaştırılıyor da.

Fakat yapılması gereken asıl hayatî iş, ıskalanıyor hâlâ: Bediüzzaman'ın havass'a, yani dünyanın düşünce ufkuna ulaştırılabilmesi yükümlülüğü bu. Çünkü Bediüzzaman'ın Türkiye'nin ve dünyanın düşünce dünyasında bir karşılığı yok ve bihakkın anlaşılabilmiş değil henüz: Bu, çok ağır bir vebaldir.

Bediüzzaman'ın "söz"ü, asıl muhataplarına hitap ettiği ândan itibaren, Bediüzzaman'ın düşüncesi ve medeniyet projesi, bihakkın anlaşılabilir ve anlatılabilir. Ondan sonra Bediüzzaman'ın popüler olmasının hiçbir sakıncası olmaz.

***

Peki, Bediüzzaman neden son yüzyılın en büyük düşünürüdür ve Bediüzzaman'ın yaptığı şey nedir?

Bediüzzaman'ın aynı anda dört çağın adamı olması ve iki esaslı dil kurmasıdır. Bediüzzaman, hem Osmanlı'nın son çağının tanığıdır; hem Türkiye çağı'nın tanığıdır; hem İslâm tarihi çağı'nın tanığıdır, hem de dünya çağlarının tanığıdır: Devraldığı nebevî miras'tan ötürü, hem bütün çağları tanıyan ve bütün çağların tanıdığı; hem de bütün çağların tanığı ve kendisine tanık olduğu bir şahsiyet.

İnsana ne olduğunu hatırlatan peygamberî sözü ve soluğu yaşayan ve yaşatan âlim, ârif ve hakîm şahsiyetidir bu.

Bediüzzaman, ancak âlim, ârif ve hakîm şahsiyetlerinin özelliklerini üzerinde barındıran bir kişinin yapabileceği bir şeyi yapmıştır: İki dil geliştirmiştir. Birinci dil, İslâmî tefekkür geleneğinin şifrelerini çözerek günümüze taşıyan, kendine has bir Türkçe'dir: Bu Türkçe, bugün Türkiye'de hiç kimsenin vâkıf olamadığı ama en fazla vukûfiyet kesbetmeye ihtiyaç hissettiğimiz muhteşem ve muazzam bir Türkçe'dir; hem etimolojik, hem lingüistik, hem de semantik yapısı açısından sadece Bediüzzaman'a mahsus, sembolik ve metaforik dünyası son derece derin ve zengin bir dildir ve Türkçe'nin bir anıt-eseri, bir şâhikasıdır.

Bugünkü Türkçe, mânâ ve ruh-köklerinden, dolayısıyla sembolik derinliğinden ve dünyasından arındırılmış, kendisiyle hiçbir özgün çabanın ortaya konulması mümkün olmayan, sekülerleştirilmiş, sığ, hatta "piçleştirilmiş" bir dildir. Oysa bir dil, sembolik ("rûhî") derinliği varsa, varolabilir; yoksa, yokolur gider.

***

Bediüzzaman'ın Türkçe'nin bir anıt-eserini, bir şâhikasını ortaya koymasını sağlayan asıl şey, kurduğu ikinci dildir. Birinci dil, vasıta'dır; ikinci dil, vasat'a aittir. Bu iki dil, birbiriyle kopmaz bir irtibat hâlindedir; biri olmadan, öteki de olmaz ve varolamaz. Bu ikinci dil, bütün bir İslâm medeniyeti birikimini, münhasıran da tefsir, hadis, akaid, fıkıh, kelam, tasavvuf, felsefe, tarih, gramer, mantık, lisan gibi ilimlerden müteşekkil bütün bir İslâm düşüncesi geleneğini harekete geçirerek kurulmuş bir dildir. Dünya ve hayat tasavvurumuzun kaynağını oluşturan kavramlarımızın İslâmî bir düşünce inşası ameliyesi ile deşifre edilerek yeniden şifrelenmesi, kurulması çabasıdır bu.

Bediüzzaman, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecinde düşüncesini kuran, hem İslâmî ilimlere, hem de çağdaş dünyanın bütün dünyayı büyük uçurumların eşiğine fırlatan felsefî sorunlarına derinlemesine ve vukûfiyetle vâkıf, tek ve son düşünürdür: Yani anahtardır. Ve her bakımdan anahtar ondadır: İslâm'ın kapısını, İslâm düşüncesinin kapısını, İslâm medeniyetinin kapısını ve bütün bunları mümkün kılacak, her alanda, İslâmî bir dil (bir varoluş ve söyleyiş biçimi) geliştirebilme çabasının kapısını Bediüzzaman anahtarı'yla açabiliriz ancak.

Medeniyetimizin solmaya yüztutan dilini, bu dile hayatını ve hayatiyetini kazandıran ruhu, ruh-kökünü kavrayabilmek ve yeniden üretebilmek için Bediüzzaman'ı tanımak zorundayız.

Bir dil, tıpkı Bediüzzaman'ın iki dil'i gibi, bir medeniyeti ifade ediyorsa ve bir medeniyetin -bütün boyutlarıyla- ifadesiyse hakîkî bir dildir; ve o dil üzerinden yeni yemişler devşirebilmek için yürünebilir ve yeni koridorlar açılabilir ancak.


  Yazarımızın diğer yazıları
Bir destansın Sen, "Akif gibi"; yaşayacak ve yaşatacak... - 02.01.2012
Önce ilke, öncü İLKE - 05.12.2011
Hicret: Aşk ateşiyle öze dönüş ve hakikati meşk yolculuğu - 28.11.2011
Yeni kızıl elmamız: Medeniyet fikri - 21.11.2011
Evet, isyan; ama geliyoruz! - 18.11.2011
Kürt sorunu: 'Asalaklar', 'salaklar' ve çıkış yolu - 14.11.2011
Kürt sekülerleşmesi, "Arap Baharı" ve Türkiye'nin parçalanması - 11.11.2011
Politika, Kürt sorununu çözer mi, çözümsüzleştirir mi? - 04.11.2011
Barokun, dekadansın ve "pornografi"nin sorumlusu, İslâmcılardır! - 13.05.2011
Mesafe ve mükâşefe: Aşk yolculuğu - 06.05.2011
Türk-Arap Forumu nereye? - 25.04.2011
"Yeni Türkiye"nin "yeni dünya"sı (2) - 01.04.2011
Vurulan, "Yeni Türkiye' - 25.03.2011
Batılıların "demir kafesine" tıkılmak "özgürlük" mü oluyor şimdi? - 21.03.2011
Dünyanın üzerinde dolaşan karabulut Avrupa sorunu - 18.03.2011
Padişah konmaz saraya, hâne ma'mur olmadıkça... - 14.03.2011
"Pornografik" simülasyon ve siyasî asimilasyon - 11.03.2011
Bir öncünün mümin olarak portresi - 07.03.2011
Bir öncü Rabbine yürüdü - 28.02.2011
NETropolitan çağ ve "devrim"in simülatifleşmesi: Hoşçakal devrim! Hoşgeldin dine karşı din! - 14.02.2011
Sınırları aşan, ufuklara koşan bilge bir vali: Nuri Okutan (2) - 11.02.2011
Protestanlaştırma ya da genleri dönüştürme d/evrimi - 04.02.2011
Dip dalga versus istikrarlı istikrarsızlık - 28.01.2011
Dip dalga versus istikrarlı istikrarsızlık - 28.01.2011
Medyatik sömürgecilik ve yeni bir medya düzeni ihtiyacı - 24.01.2011
Terör aygıtı olarak televizyon ve "muhteşem" terör! - 21.01.2011
Tunus, ne/re/yi gösteriyor? - 18.01.2011
"Tarihin kayıp çocukları"nın yükü: Çifte entelektüel körlük - 14.01.2011
Muhteşem intihar! - 10.01.2011
Medeniyet fikri ve İstanbul'un şifreleri - 07.01.2011
TRT-Türk devrimi - (2) - 17.12.2010
Sinema'dan "televizyon"a: Özün özlü sözüne... - 13.12.2010
Neyi kurban ettiğini hatırlaya/biliyor musun? - 19.11.2010
Azınlık iktidarı'nın sonunun başlangıcı - 22.10.2010
Bir milat olarak Kaplanoğlu - 22.02.2010
Durul Taylan kim? Evrensellik ne/yine? - 28.12.2009
Siyaset'in aklamacılığı, siyasal'ın paklamacılığı - 25.12.2009
Köklü sorunlar köklü çözümler gerektirir - 14.12.2009
Erdoğan'ın Türkiye'si neresi, Yeni Faysal Abdullah'ın Arabistan'ı nereye düşer? - 07.12.2009
Tatili kalıcılaştırmak, tarihin kalıcı tokadını yemek demek - 25.10.2009


Google Yahoo Facebook Twitter
Del.icio.us Digg StumbleUpon FriendFeed


  Haber yorumları (Bu habere 3 yorum var)
Efendizade-3 - 03.02.2012 17:26:32
Medeniyet ruhunu canlandırmak için inanılmaz hamleler yapan ve islâmî dirilişi sağlamaya çalışan, asrın en siyâsî padişahı, cennetmekân sultan Abbülhamid Han Hazretlerini anlayamayan bir kişi nasıl anahtar olabilir? Nasıl yol gösterici olabilir? Pişmanlığını dile getirmiş ama, son pişmanlık fayda vermez. O büyük sultana kendini affettirebilirse onun için büyük nimet. "Kendisi muhtâc-ı himmet bir dede, nerde kaldı gayriye himmet ede" Vesselâm.
Efendizade-2 - 03.02.2012 17:17:52
Mâzi ile irtibatımız sağlayacak kelimeleri ısrarla kullanmayı dert edinen de kalmadı. Bir sözüm daha var; "Bediüzzaman anahtardır. Ve her bakımdan anahtar ondadır: İslâm'ın kapısını, İslâm düşüncesinin kapısını, İslâm medeniyetinin kapısını ve bütün bunları mümkün kılacak, her alanda, İslâmî bir dil (bir varoluş ve söyleyiş biçimi) geliştirebilme çabasının kapısını Bediüzzaman anahtarı'yla açabiliriz ancak." diyorsunuz. Hakikaten öyle mi?
Efendizade-1 - 03.02.2012 17:07:31
Sadece Bediüzzamanın eserleri değil, hiç bir klasik eserin sadeleştirilmesi doğru değildir.Mâzi ile irtibatımızı sağlayan kelimeler, mefhumlar (kavramlar), mutlaka yaşatılmalıdır. Dil devriminin yaptığı tahribât hâlâ devam ediyor. 28 şubatın tahribatını da tamir edemedik ve öyle bir gayret de yok sanki. O zaman da dilimize müdahale edildi ama alıştık. Kaç kişi artık "talebe" kelimesini kullanıyor? "Cevap" çoktan çöpe atıldı, "yanıt" artık yaygınlaşmaya başladı, buna direnmiyoruz maalesef.
  Bu habere yorum yaz
Ad Soyad
E-posta
Mesajınız
 








ANA SAYFA    GÜNDEM    SİYASET    DÜNYA    EKONOMİ    SPOR    YAŞAM    MEDYA    RÖPORTAJ    EĞİTİM    KÜLTÜR    TEKNOLOJİ    SAĞLIK