| Geri Dön |
Zapsu’nun Stratejik “hata"sı
İbrahim Kiras
AK Partili Cüneyt Zapsu’nun ABD’nin en etkili Siyonist (neo-con) kuruluşlarından American Enterprise Institute’da yaptığı konuşmada muhataplarına “Bizi delikten aşağı süpürmeyin; bizi kullanın” diye seslendiğini duyunca, birkaç hafta önce kulağımıza şöyle bir çalınıp giden iki Amerikalı akademisyenin kaleminden çıkan makaleyle ilgili tartışmalar geldi aklıma. Chicago Üniversitesi’nden Profesör John Mearsheimer ve Harvard Üniversitesi’nden Profösör Stephen Walt, hazırladıkları bir raporda İsrail yanlısı politikaların ABD dış politikası üzerinde yol açtığı olumsuzlukları ortaya koymuşlardı. Doğal olarak, yazılanlar büyük yankı uyandırdı; neo-conların güdümündeki çevrelerden ise -bekleneceği üzere- şiddetli tepkiler yükseldi. İbrahim Kiras
AK Partili Cüneyt Zapsu’nun ABD’nin en etkili Siyonist (neo-con) kuruluşlarından American Enterprise Institute’da yaptığı konuşmada muhataplarına “Bizi delikten aşağı süpürmeyin; bizi kullanın” diye seslendiğini duyunca, birkaç hafta önce kulağımıza şöyle bir çalınıp giden iki Amerikalı akademisyenin kaleminden çıkan makaleyle ilgili tartışmalar geldi aklıma. Chicago Üniversitesi’nden Profesör John Mearsheimer ve Harvard Üniversitesi’nden Profösör Stephen Walt, hazırladıkları bir raporda İsrail yanlısı politikaların ABD dış politikası üzerinde yol açtığı olumsuzlukları ortaya koymuşlardı. Doğal olarak, yazılanlar büyük yankı uyandırdı; neo-conların güdümündeki çevrelerden ise -bekleneceği üzere- şiddetli tepkiler yükseldi. İsrail’e verilen karşılıksız desteğin ülkelerine faydadan çok zarar getirdiği görüşünü savunanların sayısı aslında az değildir ABD’de. Ama bu görüşler genellikle “marjinal” yayın organlarında yer bulabiliyor. Bunlar da çoğunlukla ABD’nin “milliyetçi” kesimlerinin yayın organları oluyor. Bahsi geçen iki siyasal bilimci ise buralarda boy göstermeleri düşünülemeyecek kadar “ciddi” bilim adamları. Üstelik bugün iktidarda bulunan Cumhuriyetçi Partinin -bir zamanlar- entelektüel takımını oluşturan isimler bunlar. Amerikan sağının önde gelen fikir adamları ve “realist dış politika” ekolünün önde gelen temsilcileri arasında sayılıyor bu muhafazakâr aydınlar. 11 Eylül olaylarından sonra Amerikan dış politikasının dizginleri neo-conların eline geçince tasfiye edilen ekolün temsilcileri bu isimler. CUMHURİYETÇİLERİN GELENEKSEL ÇİZGİSİ “Hayalci veya maceracı olmayan milliyetçilik” diye açıklayabiliriz bu akımın ana görüşünü. Bush iktidarı da başlangıçta bu anlayışa yakın duruyordu. Çünkü Cumhuriyetçilerin geleneksel dış politika anlayışıdır bu. Giderek güçlenmekte olan yeni muhafazakar (neo-con) grubun karşısında bir denge oluşturuyorlardı. “Baba” Bush’un ekibindeki eski realistler de (James Baker, Brent Scowcroft vb.) oğul Bush iktidarının bu kanadına destek vermekteydiler. Ama 11 Eylül’le beraber pabuçları tamamen dama atıldı bu akımın mensuplarının. Neo-con hegemonyası kurulmuştu. Bu ekolün bir diğer –ünlü- temsilcisi bugünkü Dışişleri Bakanı Rice. Ama o neo-con hegemonyasına pek de karşı çıkmadı. Hatta onların “anti realist” politikalarına destek verdi. Bugünkü koltuğunu da bu sayede elde etti. Ondan önceki bakan (Colin Powell) realist politikalara daha fazla arka çıkmış ve neo-conlarla çatışmaktan geri durmamıştı. Ama o da 11 Eylül’den sonra gücünü tamamen kaybetti. İnanmadığı politikaların uygulayıcısı haline geldi. Irak savaşına karşıydı. Ne var ki BM Genel Kurulu’nda “Saddam’ın kimyasal silahları” yalanını o savurdu. Yani neo-con hegemonyası karşısında eski realistler pustular. En azından siyasetteki realistler pustular diyelim. “Realist dış politika” yanlısı aydınlar ve akademisyenler aynı ölçüde pusmadılar. Sesleri az çıkmakla beraber susmadılar da. Mearsheimer ve Walt onlardan. Geçen süre boyunca bu aydınlar neo-con kontrolündeki dış politikaya karşı, BOP benzeri girişimlere, özellikle Irak’ın istilasına karşı seslerini yükselttiler. Çünkü ülkelerinin çıkarını o yönde görüyorlardı. Ülkelerinin milli menfaatine aykırı saydıkları uygulamalara karşı çıktılar. Ülkelerinin çıkarıyla İsrail’in çıkarlarının ayırt edilmesi gerektiğini savundular. KİM KİMİ SÜPÜRECEK? 11 Eylül neo-conların gücünü ve etkinliğini arttırmıştı. Irak savaşı ise realistlerin “haklılığını” ortaya çıkardı. Son zamanlarda yönetimin de yeniden bu çizgiye yaklaşmakta olduğuna dair işaretler var. Amerikan yönetiminin en başta İran konusundaki tavrı, dış politikalarının şekillenmesinde neo-con etkisinin giderek azalmakta olduğunun en bariz delilerinden biri. Zaten Bush yönetimine verilen halk desteğinin de gitgide azalmakta olduğuna ilişkin kamuoyu araştırma sonuçları ortada. Bush sonrasında ise ABD’nin dış politika anlayışı iyice farklı bir zeminde teşekkül edecek. İsrail desteği –geleneksel olarak- devam edecek. Yahudi lobisinin etkisi de ortadan kalkmayacak. Ama dünyayı dönüştürmeye yönelik hayalci projelerin peşinde değil, ülkelerinin maddi çıkarlarını gözeten bir dış politika anlayışına dönmek zorunda kalacaklar. Bush deneyimi Amerikalılara bunu öğretti. “Bizi delikten aşağı süpürmeyin; bizi kullanın” diye desteği istenenlerin bir süre sonra herhangi birine destek verecek durumda olup olmayacakları şu an için en hafif tabirle belirsiz. “Tayyip Erdoğan ve partisi altı-yedi yıl daha iktidarda kalacak. Altı-yedi yıl daha bize muhtaçsınız” denilerek desteği istenenlerin altı-yedi yıl daha ABD yönetimi üzerinde aynı derecede etki sahibi olacaklarını düşünmek ise stratejik bir hata sayılmalı. |