| Geri Dön |
Fotoğraf Özkök'ün "içine oturdu"
Ertuğrul Özkök bizi hiç ama hiç yanıltmıyor, haksız çıkartmıyor. Dün, Merkez Bankası’nın yeni başkanının “ev hali”ni yansıtan fotoğrafa dikkat çekmiş ve “bu fotoğraf çok kimsenin içine oturacak” demiştik. İşte, Ertuğrul Özkök daha üzerinden 24 saat geçmeden “İçime oturdu” dedi.
Fotoğrafta, başkanın başı örtülü, tam bir Anadolu kadını görünümündeki eşi, gazeteci ve fotoğrafçı karşısında tedirgin biçimde evinin eşiğinde duruyor. Kapının önünde çıkarılmış tozlu çamurlu ayakkabılar duruyor. Vesaire vesaire… Aslında, Türkiye’deki evlerin %95’inde rastlanabilecek olandan farklı bir görüntü yok ortalıkta. Ama gün gibi aşikar ki, bu tanıdık manzarayı içine sindiremeyecekler var Türkiye’de. Gün gibi aşikar ki, hükümetin MB başkanlığına atamak istediği başlıca isimlerden olmadığı için Durmuş Yılmaz’a ilk anda destek veren medya ve iş çevreleri bu fotoğrafa “takacaklar”.
Ertuğrul Özkök bizi hiç ama hiç yanıltmıyor, haksız çıkartmıyor. Dün, Merkez Bankası’nın yeni başkanının “ev hali”ni yansıtan fotoğrafa dikkat çekmiş ve “bu fotoğraf çok kimsenin içine oturacak” demiştik. İşte, Ertuğrul Özkök daha üzerinden 24 saat geçmeden “İçime oturdu” dedi.
Fotoğrafta, başkanın başı örtülü, tam bir Anadolu kadını görünümündeki eşi, gazeteci ve fotoğrafçı karşısında tedirgin biçimde evinin eşiğinde duruyor. Kapının önünde çıkarılmış tozlu çamurlu ayakkabılar duruyor. Vesaire vesaire… Aslında, Türkiye’deki evlerin %95’inde rastlanabilecek olandan farklı bir görüntü yok ortalıkta. Ama gün gibi aşikar ki, bu tanıdık manzarayı içine sindiremeyecekler var Türkiye’de. Gün gibi aşikar ki, hükümetin MB başkanlığına atamak istediği başlıca isimlerden olmadığı için Durmuş Yılmaz’a ilk anda destek veren medya ve iş çevreleri bu fotoğrafa “takacaklar”.
Ertuğrul Özkök en önce davrandı. Başlığı attı: “Beyaz Türklerin tasfiyesi mi?” Özkök, yüksek bürokraside kolejlilerden, papaz okulu mezunlarından, rotary – lyons desteklilerden, Amerikan Avrupa burslulardan başkasını görmeye tahammül edemiyor. Hüzünleniyor. İçine oturuyor.
Anası köyde sırtında odun taşıyıp da okutmuşsa, dişiyle tırnağıyla bir yerlere gelmişse, onun bunun değil devletin bursuyla okumuşsa, Ertuğrul Özkök öyle bir adama tahammülsüz. Durmuş Yılmaz’ı ve eşini ele alış tarzı bunu ortaya koyuyor.
[inline:2]
Ertuğrul Özkök bu konuda yalnız kalmayacak. Hemen peşinden Mine G. Kırıkkanat’ı göreceğiz mesela. Sonra Ruhat Mengi el atacak meseleye mesela. Liste böyle uzayıp gidecek. Durmuş Yılmaz’ın hayat tarzı, beyazlamış veya beyazlatılmış Türklerin içine oturacak. Hepsini hüzünlendirecek. 8sutun’u hiçbiri yanıltmayacak.
Durmuş Yılmaz’a, eşine ve tüm millete sabır diliyoruz.
Son olarak, Özkök’ün yazısındaki ilginç bir ayrıntıya da değinelim. Özkök, Duriye Yılmaz’ın başörtüsüyle ilgili olarak "’bir cemaate aidiyeti ifade ettiğine’ hiçbirimizin şüphesi kalmadığı bir şekilde bağlanmış” diyor. Çok ilginç, çünkü bu konuda “en hassas” çevreler, askerler bile Duriye Yılmaz’ı başörtüsü ile türban ayrımına örnek gösterip, başörtüsü taktığını söylüyorlar. Öyle olmasa, Cumhurbaşkanının böyle bir atamayı yapması olası mıydı ki ayrıca? Anlaşılan o ki, bu konudaki “yüksek kurulların” (!) yeniden toplnması ve bu ayrımla ilgili yeni ve daha net bir çizgi çekmek üzerinde anlaşması gerekecek
İşte, Ertuğrul Özkök’ün “en hüzünlü” gününde kaleme aldığı “acı dolu”, “yürek parçalayan”, “beyaz Türkler”e ağıt niteliğindeki yazı…
Beyaz Türklerin tasfiyesi m
ERTUĞRUL ÖZKÖK – HÜRRİYET
[contentbox:1]
MERKEZ Bankası Başkanı’nın eşi Duriye Yılmaz’ın dünkü Akşam Gazetesi’nde yayınlanan fotoğrafını uzun uzun seyrettim.
İçimden mutlaka bir şeyler yazma duygusu geçti.
Ama karmakarışık duygularımı nasıl kaleme alacağımı da bir türlü bilemedim.
O nedenle, yazının başlığını "Kafamı karıştıran bir fotoğraf üzerine kaotik düşünceler" olarak da koyabilirdim.
* * *
İlk bakışta bu fotoğrafta, beni şaşırtan bir şey yok.
Hemen bütün unsurlar, çocukluğumdan beri tanık olduğum şeyler.
Artık "bir cemaate aidiyeti ifade ettiğine" hiçbirimizin şüphesi kalmadığı bir şekilde bağlanmış bir baş.
Düz ayakkabılar. Sıradan bir duruş.
Kadınlık farkı neredeyse sadece türbana indirgenmiş bile diyebilirsiniz.
En tanıdık ama en çarpıcı unsurlar, kapıdaki ayakkabılar.
Üçü de erkeklere ait.
Üçü de çamurlu.
"Acaba bu evin kadınları hiç mi dışarı çıkmaz" diye sordurtan bir görüntü.
Evin girişindeki holde yere gazete káğıtları serilmiş.
Kadının bakışlarında düşmanca veya fanatik bir ifade yok.
Yani, "namazında niyazında bir Türk kadını" diyebilirsiniz.
Dedim ya, bu fotoğrafa bakınca, öyle aklınıza "irtica hortluyor" gibi bir düşünce falan gelmiyor.
Öyleyse nedir seni rahatsız eden, daha doğrusu içine düşen o duygu?
Ağır bir hüzün...
Bir de endişeler...
* * *
Alçak sesle, çekine çekine soruyorum.
Cumhuriyet Türkiyesi’nin yeni "rol modelleri bu kadınlar mı olacak?"
Aynı hüznü ve endişeleri, Ulaştırma Bakanı’nın eşini gösteren o fotoğraf karşısında da duymuştum.
Bazılarının cevabını şimdiden işitir gibi oluyorum:
"Ne yani, rol modeli Laila’dan çıkan kadınlar mı olacaktı?"
Evet bu kadar basit ve sıradan bir cevabın geleceğini bildiğim halde o soruyu yine soruyorum:
Türk kadınının rol modeli bu mu olacak?
* * *
Son zamanlarda parlamentoya giren, bürokraside yükselen insanların eşlerine baktığım zaman ister istemez şu yargıya varıyorum:
Artık eşinin başı örtülü erkeklerin devlet hayatında yükselme şansı, açık olanlardan daha fazladır.
Yine de şunu söyleyeyim:
Asıl itirazım başörtüsüne değil.
Türban kendi başına beni rahatsız etmiyor.
Ama "türbanizm" bir intikam ideolojisi veya masonik bir dayanışmanın parolası haline gelince ürküyorum.
Bir de, kadınının bu zavallı ve hüzünlü görüntüsü düşündürüyor.
Geçenlerde Yassıada duruşmalarına ait bir fotoğraf gördüm.
Önde rahmetli Menderes ve arkadaşları duruyor.
Arkada bin kişiye yakın izleyici var.
İzleyicilerin çoğu, yargılanan Demokrat Partililerin aileleri.
Yarıya yakını da kadın.
Yani eşleri, kızları, anneleri, akrabaları.
Dikkat ettim, o kadar kadın arasında sadece ikisinin başında örtü vardı.
Onlar da türban değildi.
Demokrat Parti, "Yeter Söz Milletin" sloganıyla iktidara gelmişti.
Arapça ezanı yeniden o parti getirmişti.
Üstelik yüzde 60’a yakın oyçokluğuyla iktidar olmuştu.
Üstelik Meclis dışında kalan oy da yoktu.
Yani AKP’ye göre "halkı daha çok temsil eden" bir çoğunluğu vardı.
* * *
Öyleyse o günden bugüne değişen ne?
Acaba köylerden ve varoşlardan gelen bir "garibanizm ihtilali mi" yaşıyoruz.
Acaba bu ihtilal "Beyaz Türklerin tasfiyesi sürecini mi başlattı?"
Acaba "Beyaz Türkler" tasfiye edilince bu ülke daha mı güzel olacak?
|