| Geri Dön |
Felsefe Profesörü Teoman Duralı'yla "Kök Hücre"yi Konuştuk... Sağlık Bakanlığı, 29 Eylül günü bir açıklama yayınladı ve Türkiye’de `kök hücre’ konusundaki araştırmaları, bu alanda gerekli hukuki düzenleme yapılana dek askıya aldığını, yasakladığını duyurdu.
`Kök hücre’ kavramı böylece gündemimize girdi. Bakanlığın kararı tartışılmaya başlandı. Herhangi bir alanda araştırma yapılmasının yasaklanmasının ne anlama geldiğinden, kök hücre ve `canlı kopyalama’ (klonlama) [contentbox:1]araştırmalarının dünyadaki ve Türkiye’deki durumuna kadar pekçok husus münakaşa edildi. Bakanlığın kararının destekçileri ve muhalifleri ortaya çıktı.
Modern biyoloji ve tıbbın kavramlarından `Kök hücre’ ne anlama geliyor? Nerelerde kullanılıyor? `Canlı kopyalama’yla bağlantısı nedir? Kök hücre ve klonlama teknolojileri insanı ne gibi ahlaki sorunlarla karşı karşıya bırakıyor? Bu türden araştırmaların kaderiyle ilgili kararları kim vermelidir? gibi soruları, konuya hem biyoloji hem de felsefe açısından yaklaşabilecek nadir isimlerden Prof. Teoman Duralı’ya sorduk.
İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü Profesörlerinden Teoman Duralı, aynı zamanda Türkiye’nin biyoloji felsefesi üzerine çalışan ilk entelektüellerindendir.
`Canlılar Bilimine Giriş’ ve `Biyoloji Felsefesi’ gibi kitapları bulunan Teoman Duralı, `Kök Hücre’ tartışmalarını 8sutun için değerlendirdi…
Prof. Dr. Teoman Duralı: Sınırı Çizecek Merci Kalmadı `Temel Sorun: Cenin’i İnsan Sayacak Mıyız, Saymayacak Mıyız?’ Konu doğrudan benim alanıma girmiyor. Daha ziyade moleküler biyoloji bu işin dümenindedir. Ancak Hayrettin Karaman’ın geçen günkü yazısı meseleyi iyi toparlamıştı. Muhtemelen, uzmanlarıyla da konuşmuş görüşmüş. O yazıda da dendiği gibi kök hücre iki türlü elde ediliyor. Ceninden ve yetişkinden alınarak. Yetişkinden alınanda sorun yok. Tartışma ceninden alınanda çıkıyor. Cenin, kök hücre almak için öldürülüyor. İşte bu bir insanın öldürülmesi mi, değil mi? Tartışılan bu. Nihayet birkaç günlük bir şey. İnsan sayacak mıyız, saymayacak mıyız? `Kök Hücrenin Dokudan Üretilmesi Aşıdan Farksız’ Kök hücrenin dokudan üretilmesi konusunda bir sakınca yok. Aşının başka bir türü nihayetinde. Tedavide kullanılıyor. İş, embriyonda düğümleniyor. Bildiğim kadarıyla bunu embriyondan elde etmek de şart değil. Ama embriyondan olunca daha çabuk ve daha seri oluyor. Sermayeci düzende de hızlı ve seri üretim var. `Sorunu Hıristiyanlar Tanımlıyor’ Asıl sorunlu şu: Embriyonu insan olarak görecek miyiz, görmeyecek miyiz? Birçok meselede olduğu gibi bunda da başkalarının, en çok da Hıristiyanların peşinden gidiyoruz. Hıristiyanlara göre `Cenin insan biçimine girsin veya girmesin, neticede insan olacaktır. Bu, insanın oluşumunu engellemektir.’ `Allah’ın İşine Ne Kadar Müdahale Edebiliriz?’ Bir de, öyle denmiyor ama benim deyişimle şu tartışılıyor: `Allah’ın işine bu kadar da müdahale olur mu?
Bu da kolay bir sorun değil. Çünkü bir bakıma Allah’ın işine her konuda karışıyoruz. Tarımdan hayvancılığa, bitkilere ve hayvanlara müdahale edegelmişiz. Köpek, mesela kurttan gelir. O ufak tefek kıvırcık hayvanlar filan hele, fino mudur ne karın ağrısıdır, onlar değil kurttan sanki fareden geliyorlar. Bütün bunları çaprazlamayla türetmişiz. Esas şekillerini bozduk. Buna devam da ediyoruz. Bugün meselenin canalıcı noktası, müdahalelerin sonu nereye varacak sorusudur.
`Sınır, İnsanın Doğal Meydana Gelişidir’
Mesela tüp bebek git gide öyle yaygınlaştı ki! Bu, yerinde mi? Benim tanıdıklarım arasında, çevremde bile tüp bebek yoluyla çocuk sahibi olanlar var. Bir yerde ihtiyaç, çocuğum olmuyor diyor. Ama buna sınır koymak lazım, olmuyorsa olmuyor, bu da kader diyebilmek lazım.
Bence bu konuda sınır, insanın doğal meydana gelişindedir. Bir kadın ile erkeğin sevişmesinden, sperm ile yumurtanın birleşmesinden başka bütün yollardan insan üretilmesi kesinlikle yasak olmalı. Buna müdahale olmadıkça, her şey denenebilir.
`Şimdi Bir de Sperm Bankası Çıktı’
Şimdi bir de sperm bankaları ortaya çıktı. İngiltere’de var mesela. Kadın gidiyor adamın resmini beğeniyor, bundan çocuğum olsun diyor. Bu kadar keyfilik, bu kadar abuk subukluk olmaz. Neticede bir insan çıkıyor ortaya. Büyüyecek, babam nerede diyecek… İş giderek korkunç hale geliyor. Tamam, istediğiniz gibi yaşayın, ama başkasının hayatını zehirlemeyin.
`Atom Felaketinden Daha Fecî’
Bu gidiş, fiziğin yarattığı atom felaketinden daha feci sonuçlara yol açacak. Orada hiç olmazsa toptan yok olmak var. Şimdi bir takım ucubeler üretmek söz konusu. Tavşanla fareyi çaprazlıyorlar sözgelişi.
Bilim dergileri korkunç şeyler soruyor. Orangutan ile gorili çaprazlarsak ne olur, diye soruyorlardı, geçenlerde yeni bir yazı okudum, beşerin en yakın genetik akrabası şempanze ile insanı çaprazlarsak ne olur diye soruyor. Sorusu bile edebe aykırı.
`Gayrımeşru Ellerde Çok Kötü Sonuçlara Götürür’
Tabii bu, gayrımeşru ellerde çok kötü sonuçlar doğurur. Müstebitlerin eskiden beri hayalini kurdukları şeydir, diledikleri çeşit insanlar üretmek.
O bakımdan bu sınırların çok iyi gözetilmesi lazım. Klonlama konusu da böyle. Bildiğimiz kadarıyla şimdiye dek tamamıyla rahim dışında, laboratuar ortamında bu henüz becerilmiş değil.
Gerçi klonlama yeni bir şey de değil. Nazi hekim ve biyolog Mengele’nin de bahsettiğimiz konuda güçlü varsayımları vardı. Mengele, Auschwitz toplama kampının tabibiydi. Filmini de çektiler. Filmde derisinden alınmış (epitel) hücre örnekleriyle Hitler’in benzerlerini ürettiği öne sürülüyordu. Brezilya’da bununla ilgili bir laboratuvar kurduğu söylenir. Oraya kadar gider . Bunu nerede durduracağız?
`Sınır Çizecek Merci Kalmadı’
Aslında bu alanda sınır koyacak merci kalmadı. Bizde hiç olmadı zaten, çünkü din kurum değildir. Ama Avrupa’da Kilise vardı. İtirazlar, sınırlamalar ondan geldi. Başka yerlerde bilim Avrupa’daki kadar dev adımlarla gelişmedi.
Şimdi ahlak kurulları var. Ahlak da dinden kaynaklandığına göre, bu kurullarda dinadamlarının olması icab eder. Ama olsa ne yazar? Dinleyen yok. Tartışmanın, konuşmanın etkisi yok. Zararlı desen de kim takıyor ki?
|