Geri Dön
 
15.04.2008 17:55
Karakter Boyutu :
   

İnadına esenlik!... inadına selam!...

Yaşanan gelişmeler artık kabak tadı vermeye başladı. Sizi bilmem ama ben fena halde sıkıldım bu çadır tiyatrosundan. Bizleri, gırtlağımıza kadar kaosun içerisine sokmaktan imtina etmeyen ve kendilerini her şeyin üzerinde gören statüko muktedirlerine bir önerim var! Darbe yapacaklarsa hiç durmasınlar! Yok, eğer bu da onları kesmeyecekse, hardal gazı, misket bombası, varsa atom bombası, hatta hidrojen bombası, hülasa ellerine geçebilecek tüm kimyasal, nükleer ve bilumum yok edici bombalar marifetiyle bu halkı topyekûn imha etsinler!.. Onlar da kurtulsun biz de… Bendeniz, bu, kin ve nefretle lebaleb dolu savaşçıların inadına, esenlikten, rahmetten ve kardeşlikten söz ederek, intikam almayı yeğliyorum. Zira, ‘Takdir-i Hudâ kuvve-i bazu ile dönmez/ Bir şem’a ki, Mevla yaka, üflemekle sönmez!..’
Yaşanan gelişmeler artık kabak tadı vermeye başladı. Sizi bilmem ama ben fena halde sıkıldım bu çadır tiyatrosundan. Bizleri, gırtlağımıza kadar kaosun içerisine sokmaktan imtina etmeyen ve kendilerini her şeyin üzerinde gören statüko muktedirlerine bir önerim var! Darbe yapacaklarsa hiç durmasınlar! Yok, eğer bu da onları kesmeyecekse, hardal gazı, misket bombası, varsa atom bombası, hatta hidrojen bombası, hülasa ellerine geçebilecek tüm kimyasal, nükleer ve bilumum yok edici bombalar marifetiyle bu halkı topyekûn imha etsinler!.. Onlar da kurtulsun biz de… Bendeniz, bu, kin ve nefretle lebaleb dolu savaşçıların inadına, esenlikten, rahmetten ve kardeşlikten söz ederek, intikam almayı yeğliyorum. Zira, ‘Takdir-i Hudâ kuvve-i bazu ile dönmez/ Bir şem’a ki, Mevla yaka, üflemekle sönmez!..’ Önce, hayatımızı anlamlı kılan biricik referanstan bir ayet: “Siz bir selam ile selamlandığınız zaman, siz de ondan daha güzeliyle karşılık verin veya verilen selamı aynen iade edin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.” (Nisa Suresi, 86) Ve sonrasında… Ne kadar oldu hatırlamıyorum… Yağmurlu bir havada, hızlı denecek bir tempoyla ve fakat dalgın bir şekilde yürüyordum. Gideceğim yere çok az bir mesafe kalmışken, birden karşımda beliren nur yüzlü, beyaz sakallı (bu zat, masallardaki şahıs değildi elbette) bir amca elini kaldırarak ve duyabileceğim bir sesle selâm verdi. Dalgınlıktan kaynaklanan lâkaytlıktan telâşlı bir şekilde sıyrılarak kemal-i edeple ve doğrusunu isterseniz biraz da mahcubiyet içinde aldım selâmı. Yaşlı amca yürüyüp gitmişti. Ben de varacağım yere varmıştım zaten… Yaklaşık iki saat sonra ayrıldım oradan. Henüz elli metrelik bir mesafe kat etmiştim ki, neredeyse az önceki yerde bu kez yine beyaz sakalı başka bir yaşlı amca, aynı tarzda elini kaldırarak selâm verdi. Öncekine benzer bir telâşla elimi göğsüme götürerek ve muhatap olduğum bu kadr-u kıymete hürmetin bir nişanesi olsun diye hafifçe eğilerek aldım selâmı… İki saat arayla ve hemen hemen aynı yerde yaşadığım bu hadise şüphesiz ki, tesadüf değildi. İçimi kaplayan huzura tuhaf bir hüzün de eşlik ediyordu. Huzurun sebebi belliydi. Bu, Efendimiz (S.A.V.)in; “Bol selâm verip güzel konuşmak, mağfireti mûcib olur” mübarek beyanının tezahürüydü kuşkusuz. Öylesine bir muhabbeti muhteviydi ki bu duygu, o an ölüm bile çok şirin gelmişti bana. Hüznün sebebiyse, bu harikulâde şeair-i İslâmî yi, toplum olarak unuttuğumuz gerçeğinin can yakan tarafını göstermiş olmasıydı tabii ki. İnsanlar artık, sadece bir yere vardıklarında selâm veriyorlardı usulen. Hâlâ bunu muhafaza ediyor olabilmek de bir marifet tabii ki, ama ‘ya bunu da terk edersek’ endişesini besleyen o kadar çok karine var ki… Bahusus gençler bu idrakten çok uzak! Onların bu alışkanlığı kazanmasını sağlayacak orta yaş kuşak ise, maalesef bu kaygıları taşımaktan çok uzak!.. Bu duygu ve düşünceler içinde yürüyordum… Oysaki, çok değil, bundan on yıl önce, doğup büyüdüğüm yerde (şimdi oralardakiler de terk etmiş midirler acep?!), tanısın tanımasın herkes birbirine selâm verirdi. İki adım başı olurdu hem de… Bunu yaparken insanlar, birbirlerine, bilerek ya da bilmeyerek içtenlik ve esenlik ikram ederlerdi de farkında olmazlardı zahir. Rahmet ve mağfiret de kuşatırdı da kuşatırdı bu inanan insanları, hiç haberleri olmasa bile… Selâma en çok ihtiyaç duyduğumuz zamanlardır bu günler, hiç şüpheniz olmasın. Zira selâm, Müslüman’ın manifestosudur. Zıvanadan çıkmış kâfirler ve zalimler güruhuna inat, ‘barış ve esenlik bildirisi’ni terennümde bir an olsun geri kalmamalıyız. Emin, güvenilir, elinden ve dilinden zarar görülmeyecek kişiyi, tüm dünyaya tanıtan ve bunu ilan eden cihan şümul bir deklarasyonun bizim lügatimizdeki adıdır selâm! Allah’ın Selâmı, Rahmeti ve bereketi buna iman eden insanların üzerine olsun! nihatnasir@gmail.com