Geri Dön
 
08.06.2008 14:11
Karakter Boyutu :
   

Tuğluk'tan olay yaratacak açıklamalar!

Son günlerde DTP içerisinde yaşanan güvercin-şahin çatışmasında Güvercin kanadında yer alan Aysel Tuğluk, Birgün gazetesine verdiği röportajda Kürt sorununun çözüm yolları, DTP'deki liderlik meselesi ve Milliyetçilik konularıyla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. Elit çevrelerin ölen asker ve pkklıların kanları üzerinden nemalandığını söyleyen Tuğluk, "Lüks bürolarında oturanlar, Kürtlere zırnık kadar değer vermiyor" dedi. Aysel Tuğlu'un bugünkü röportajı: MESELEYE İNSANİ ÇERÇEVEDEN BAKABİLİRSEK ORTAK ZEMİN OLUŞTURABİLİRİZ" »Sizin duruşunuz Türkiye’de neye, hangi talebe ve duyarlılığa tekabül ediyor ki, bugün artık Hakkı Devrim tarzı kitle kültürü gazetesi yazarları bile sizin yakından izlenmeniz gerektiğini söylüyor?
Son günlerde DTP içerisinde yaşanan güvercin-şahin çatışmasında Güvercin kanadında yer alan Aysel Tuğluk, Birgün gazetesine verdiği röportajda Kürt sorununun çözüm yolları, DTP'deki liderlik meselesi ve Milliyetçilik konularıyla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. Elit çevrelerin ölen asker ve pkklıların kanları üzerinden nemalandığını söyleyen Tuğluk, "Lüks bürolarında oturanlar, Kürtlere zırnık kadar değer vermiyor" dedi. Aysel Tuğlu'un bugünkü röportajı: MESELEYE İNSANİ ÇERÇEVEDEN BAKABİLİRSEK ORTAK ZEMİN OLUŞTURABİLİRİZ" »Sizin duruşunuz Türkiye’de neye, hangi talebe ve duyarlılığa tekabül ediyor ki, bugün artık Hakkı Devrim tarzı kitle kültürü gazetesi yazarları bile sizin yakından izlenmeniz gerektiğini söylüyor? Empati yapmayı çok önemsiyorum. Bakın, Türkiye siyasetinde olduğu kadar demokratik Kürt siyasetinde de ciddi bir fikri tıkanıklık yaşanıyor. Tekrar eden söylemler, edimler ve sonuç vermeyen karşıtlaşmalar… Herkes bir diğerinden yakınıyor; “beni-bizi anlamıyorlar” deniliyor. Ben de diyorum ki, bir de “doğru anlatamıyoruz kendimizi” diye düşünelim. Klişelerle, ideolojik tahakkümlerle, aşırı politize kavramlarla ortalama insana ya da entelektüel şahsiyetlere neyi izah edebiliriz ki? Evet, mesele politik ama unutmayın ki içinde insan var. Ölümler var, acılar var. Politik kişiliğimizden önce belki de önce insan halimizle duyarlılık ve refleks göstermeliyiz. Meseleye ilkin insani açıdan bakabilirsek, ortak politik zemin ve duyarlılıklar oluşturabiliriz. Herkes bu çatışma, bu ölümler, bu sorun artık bitsin istiyor. Bu fikri ve hissi ortaklığı neden değerlendirmeyelim? Biraz özveri, biraz cesaret, biraz samimiyet ve bilgi-birikim ile en azından konuşabileceğimiz bir ortam yaratabiliriz. Kalpten kalbe, akıldan akıla ilişki kurabilirsek, toplumsal duyarlılığı yaratacağımıza inanıyorum. Unutmayın ki, ölenler hep masumdur. Onları yaşatamayan biz siyasetçiler sorumluyuz olup bitenden. »Kürt politikasında öyle ya da böyle mevcutiyetini hissettiren milliyetçi damarın gücünü tanımlayacak olsanız bu ne ölçüdedir? Kimlik mücadelesinde eşit, özgür ve hukuku olmayan bir kimliğe sürekli atıf yapıldığı vakit objektif bir durum açığa çıkar; diğer kimlikler ilgili kimlikten daha az önemli hale gelir. Bu niyetle ilgili değildir. Sadece bir kimliğe yönelik sürekli pozitif tanımlar geliştirmek bu sonucu doğurabilir. Ben bir yazımda da ifade etmiştim: Özellikle iki gösterge çok önemlidir. İlki, etnisite ile devlet arasında kurulan zorunlu bir bağ. İkincisi ise, devlet söz konusu olmasa da etnisiteye dayalı, ötekileri dışlayan kapalı bir “biz” inşası. Bunlardan herhangi biri devrede olduğunda programatik olarak ne denilirse denilsin, milliyetçilik eşiktedir. Bir kimliğe hak-hukuk talebinde bulunmayı tartışmıyorum. Kürtlerin bu anlamda çok ciddi sıkıntıları vardır. Ancak, baskı altındaki kimliklerin savunulması hususu ilgili olduğu kimlik bağlamını aşan daha geniş bir eşitlik-özgürlük-adalet bağlamı içinde ele alınmayıp salt kimlik etrafında örülürse, varacağı yer ya benmerkezci dışlayıcılık yada milliyetçiliktir! Burada bir tehlikeye kuramsal açıdan dikkat çekmiştim. Söz konusu yazı yoğunca tartışıldı ama ilginç olan şuydu ki, tüm eleştiriler yine milliyetçilik perspektifinden yapılmıştı! "KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİNİ TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ BESLİYOR" Önemli bir hususu da vurgulamalıyım; Kürt milliyetçiliği bir başına oluşup gelişmiyor. Özellikle Türk milliyetçiliğinin yoğun baskısı, Kürt kimliğine yönelik redçi ve asimilasyoncu yaklaşımı burada tetikleyici bir unsur olarak duruyor. Kürt siyasetindeki milliyetçi tandansı uluslararası gelişmelerden de ayıramayız. Manipülasyonlara açık bir ortam yaratılmak isteniyor. Dolayısıyla, çok ciddi tuzaklar söz konusudur. Kimlik eksenli siyaseti giderek demokrasi merkezli siyasete dönüştürmeliyiz. "LÜKS BÜROLARINDA OTURANLAR KÜRTLERE ZIRNIK DEĞER VERMİYOR" »Kürt politikası ve özgürlük hareketine milliyetçiliğin olumsuz etkilerini nerede saptıyorsunuz? Tabii Kürt milliyetçiliğini tartışmadan evvel bir vaka olarak Türk milliyetçiliğini iyi analiz etmeliyiz. Türkiye siyasetinde her zaman ve ilginçtir ki, en solcu partiler bile milliyetçiliği bir politika olarak kullanmaktadırlar. Kürtler’de de bunu benimseyenler var. En lüks bürolarında, yalılarında oturup en ucuz milliyetçiliği yapanları çok iyi tanıyoruz. Bunların hepsi rantçıdır ve Kürtlüğe zırnık değer verdiklerini de düşünmüyorum. Vermişlerse, çıkıp açıklasınlar! "'HER TÜRK ASKER DOĞAR' BÖLGEDE 'HER KÜRT GERİLLA DOĞAR'A ÇEVRİLMİŞTİR" Önceki soruyla da bağlantılı olarak DTP’nin hakkını şu anlamda teslim etmek gerektiğine de inanıyorum; bütün milliyetçi kışkırtmalara, dayatmalara, kapatmalara, baskılara, öldürmelere rağmen demokratik zeminde ve siyasette ısrar etmişizdir. Sıkıntılarımız, hatalarımız olabilir ama karşımıza sürekli çözümsüzlükle çıkılmasına rağmen olgun davranmayı başarabildik. İnanın, tüm kışkırtmalara rağmen eğer bir Türk-Kürt çatışması yaşanmamışsa, burada duruşumuzun belirleyici olduğunu söyleyebilirim. Bu vesileyle bir tehlikeye dikkat çekmek istiyorum; çözümsüzlük ve ölümler milliyetçiliği tetiklemektedir. Bakın “her Türk asker doğar” sloganının bölgedeki yankısı “Her Kürt gerilla doğar” olmuştur! Bu korkunç bir karşıtlaşmadır. Ve şimdi, bu kitleyi yasal ve demokratik zeminde tutan DTP’yi kapatacaklar! Sonrasında yaşanacakların vebali bu karar sahiplerine olacaktır. Mahkeme üyelerini kastetmiyorum. Bir bütün olarak devletin yaklaşımından söz ediyorum. Demokratik birlik çözümünün bütün dinamikleri neredeyse ortadan kaldırılıyor. Birlikte bu oyunu bozalım diyorum. TUĞLUK: PKK İLE DİYALOG MÜMKÜN DEĞİL »En son yaptığınız açıklamalar, özellikle PKK"siz çözüm arayışı önerinizi biraz açabilir misiniz? Sabah gazetesinde yaptığım röportajda aynen şu cümleyi kullandım “…sivil bir çözüm geliştirmek için biz siyasetçiler inisiyatif almalıyız. PKK ile oturulsun, konuşulsun demiyorum. Çatışmasızlık için sivil bir inisiyatifin oluşturulması gerekir. Asıl mesele herkesi ve her gücü çözümün bir parçası haline getirecek ve çatışmasızlığı sağlayacak sivil inisiyatifin oluşturulmasıdır.” Aslında gayet açık bir cümle. Bana göre soru yanlış soruluyor. Ben şu anki koşullarda PKK ile bir diyalogun mümkün olmadığını söylüyorum. Pratikte bu talebin bir karşılığı olmuyor ve çatışmalı sürecin önünü alamıyor. Diğer ülkelerde olduğu gibi, bir Oslo sürecinin ya da bir hayırlı Cuma anlaşmalarının gerçekleşmesini beklemek ne kadar reeldir? Bakın bu sorunun çok kolay, çok basit bir çözümü var, nedir o? Gidilir Abdullah Öcalan"la konuşulur ve bu iş iki günde bitirilir! Ama gidilmiyor. Gidilmiyorsa, o zaman biz siyasetçiler farklı bir yol bulmak zorunda ve sorumluluğundayız. Meclis süreciyle birlikte partim DTP bunun öncülüğünü yapmak durumunda. Sivil bir inisiyatif derken kastettiğim şudur: Biz siyasetçiler “Sorunun aktörleri bellidir, çatışan taraflar bellidir. Nasıl çatışıyorlarsa öyle de uzlaşsınlar” diyemeyiz. Deyince de bir şey olduğu yok zaten. Buna hakkımız olabilir mi? O zaman bir siyasetçi olarak varlığımız sorgulanır. Hakeza, örgütün de, Öcalan"ın da böyle bir ısrarı yokken neden olabilirlik üzerinden fikirler üretmeyelim. Bu çözümsüzlük içinde sivil bir irade ortaya çıkarmalı ve sorunla ilgili her kişi ve gücü çözümün bir parçası haline getirebilmeliyiz. Öyle birilerini dışlayarak, tasfiye etmeye çalışarak nasıl bir çözüme varamıyorsak, “illa şu güç muhatap alınsın demek” de aynı sonuca yol açıyor. Siyasetçiler, aydınlar, bürokratlar, sivil diğer güçler bir araya gelsin, inisiyatif alsın ve önce çatışmasızlığı ardından çözüm sürecini başlatsınlar diyorum. Ben bunun ilkelerine dair bir şeyler söyledim. İşin pratiğini, yöntemini zaten kendileri belirlerler. Bizler de ciddi bir katkı sunarız. Siyasetçinin görevi ön açmak ve öneriler sunmaktır en tıkanmış noktada. Burada realist olmakta fayda var kanısındayım. Rasyonel olanı hep birlikte bulmalıyız. Birgün